aslında türkiyede kimin kim olduguna önem verlmiyor..kimin ne yaptıgına önem veriliyor…
tüm insanlık adına insanlık onuru hiçe sayan zülüm ve vahşetin ortakalrına sizde destek vermeyin…
bireysel olarak elimizden ne geliyorsa yapalım..sıra bize gelmeden..sessiz kalmayın..sesszi bırakmayın
seyyyahimecnun
Uncategorized kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
TÜRKİYE HABERLERİ
30 Kasım 2008, Haber 7
2 kızını ve eşini katletti intihar etti
Kırşehir’in Kaman ilçesinde cinnet getiren baba, eşini, biri 3 yaşında diğeri 8 aylık 2 kızını bıçakla öldürdükten sonra kendini asarak intihar etti.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Bilal Kara (32), Çiftlikli Mahallesi Cami Sokak’taki evinde, eşi Alev (23), 3 yaşındaki kızı Ceren ve 8 aylık kızı Ceylan Kara’yı bıçakla öldürdükten sonra evinin tavanına bağladığı iple kendini asarak, yaşamına son verdi.
Polis ekipleri ve cumhuriyet savcısının evde yaptığı incelemenin ardından cesetler, Kaman Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
EŞİNDEN AYRILMAK İSTİYORMUŞ
Kırşehir’in Kaman ilçesinde baba ile cinnet sonucu bıçakla öldürdüğü eşi ve 2 kızının cesetlerine Ankara’da otopsi yapılacak.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Çiftlikli Mahallesi Cami Sokak’taki evinde eşi Alev (23), 3 yaşındaki kızı Ceren ve 8 aylık kızı Ceylan Kara’yı bıçakla öldürdükten sonra iple kendini asarak yaşamına son veren baba Bilal Kara (32) ve eşiyle 2 kızının cesetleri, otopsi için Ankara Adli Tıp Kurumuna gönderildi.
Polis ekiplerinin, vücuduna aldığı 11-12 bıçak darbesiyle öldürülen Alev Kara’nın cesedini evin bahçesinde, 3 yaşındaki Ceren’i oturma odasındaki sobanın yanında, 8 aylık Ceylan’ı beşikte, Bilal Kara’yı ise evin bahçesindeki kömürlükte tavana bağladığı kabloyla asılmış halde bulduğu belirtildi.
Cinnet getiren kocası tarafından öldürülen Alev Kara’nın, annesi cezaevine girdiği için evlenme0den önce yetiştirme yurdunda kaldığı, bir süredir Kaman Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünde hizmetli olarak çalıştığı öğrenildi.
Bilal Kara’nın ise Kırşehir’de bir şirket bünyesinde parkmetre görevlisi olarak çalıştığı, şiddetli geçimsizlik yüzünden daha önce eşinden ayrılmak istediği, kızı Ceylan dünyaya geldiğinde yakınları tarafından barıştırıldığı ancak Ramazan Bayramı’ndan sonra evden ayrılıp bir daha dönmediği bildirildi.
30 Kasım 2008, Haber 7
Doğumda dehşete soruşturma
Aydın Nazilli Devlet Hastanesi’nde bir babanın bebeğinin ölü doğmasına neden olunduğunu iddiası üzerine Sağlık Bakanlığı soruşturma başlattı.
Aydın Nazilli Devlet Hastanesi’nde bir babanın bebeğinin ölü doğmasına neden olunduğunu iddia ederek doktor ve doğuma giren personel hakkında suç duyurusunda bulunması üzerinde Sağlık Bakanlığı soruşturma başlattı.
Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Aydın Nazilli Devlet Hastanesi’nde doğum sırasında, anneyi kurtarmak için bebeğin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili olarak Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın derin üzüntü duyduğu belirtildi.
Açıklamada, Bakan Akdağ’ın söz konusu müdahale ile ilgili olarak soruşturma başlatılması talimatı verdiği ve bu doğrultuda Teftiş Kurulu Başkanlığından bir müfettişin görevlendirildiği belirtildi. Müfettişin olay yerinde araştırma ve incelemelerine başladığının bildirildiği açıklamada, “Araştırma ve inceleme sonuçları daha sonra kamuoyu ile paylaşılacaktır” denildi.
30 Kasım 2008, Milliyet
Halı saha yanında öldürüldü
İZMİR’in Buca İlçesi Şirinyer Semti’ndeki bir halı saha yanında 33 yaşındaki İbrahim Narin’in cesedi bulundu. Polisin yaptığı ilk incelemede, Narin’in vücudunda çok sayıda kesici alet yarasının olduğu belirlendi.
Bugün saat 08.00 sıralarında 504 Sokak girişindeki halı sahanın yanından geçenler, yerde bir erkeğin hareketsiz halde yattığını görünce, ambulans çağırıp, polise haber verdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, yerde kanlar içinde yatan kişinin hayatını kaybettiğini belirledi. Olayla ilgili çalışma başlatan polisin yaptığı araştırmada, öldürülen kişinin İbrahim Narin olduğunu anlaşıldı. Yapılan ilk incelemede, Narin’in vücudunda çok sayıda kesici alet yarası saptandı. Narin’in cesedi, otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp kurumu’na kaldırılırken, kimin öldürdüğünün belirlenip yakalanması için çalışma başlatıldı.
30 Kasım 2008, Milliyet
212 sığınmacı göçmen yakalandı
Yurt içinde ve sınırlarda gerçekleştirilen operasyonlarda üzerinde gerekli evrakları taşımayan toplam 212 sığınmacı göçmen yakalandı.Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan habere göre, önleyici kolluk güçlerince dün Edirne ve Van’da yapılan kontrolde, Türkiye’de bulunmak için yasal gerekleri karşılamayan toplam 119 kişi yakalandı. Ayrıca, Türkiye’den Yunanistan’a yasa dışı yollardan geçmeye çalışan ve Suriye’den Türkiye’ye yasa dışı geçen 11 Somali uyruklu ile birlikte toplam 93 sığınmacı göçmen hakkında daha yasal işlem başlatıldı.
30 Kasım 2008, Yeni Şafak
Taş ocağından işadamının cesedi çıkarıldı
MERSİN (İHA)
Mersin’in Erdemli İlçesi’nde bulunan taş ocağında dinamitle patlatma çalışmaları yapıldıktan sonra meydana gelen göçükte toprak altında kalan taşeron firma sahibi Kemal Uzuner’in, arama ve kurtarma çalışmalarının 72. saatinde cansız bedenine ulaşıldı. Uzuner’in cesedi kazma ve kürek yardımıyla 2.5 saatlik çalışmanın ardından sıkıştığı taş ve toprak içinden güçlükle çıkartılarak otopsi için Erdemli Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
30 Kasım 2008, 8 Sutun
Ölüyü muayeneye çağırdılar
Hüseyin Üzmez’e tartışmalı raporu veren Adli Tıp Kurumu’ndan bir skandal karar daha.
Adli Tıp Kurumu, pankreas kanserine yakalandığı için bağlanan malul maaşının kesilmesi üzerine SSK’yı dava eden ve 23 Temmuz 2007’de hayatını kaybeden TIR şoförü Osman Görener’i muayeneye çağırdı. Kurum Başkanı Keramettin Kurt ve Uz. Dr. Nur Birgen imzalarıyla mahkemeye gönderilen yazıda, Görener’in ’muayeneye gönderilmesi’ istendi.
TIR şoförü Osman Görener, 2003 yılında pankreas kanseri olduğunu öğrendi. Aynı yıl yapılan ameliyatla pankreası ve oniki parmak bağırsağının bir bölümü alındı. Ameliyatın ardından SSK’ya malulen emeklilik başvurusu yaptı ve 2004’te maaşı bağlandı. 2006’da SSK, “kontrol raporu” istedi. Okmeydanı Hastanesi’nden alınan raporda kanserde yayılma olmadığı bildirildi. SSK 4 Temmuz 2007’de hastanın çalışma gücünü üçte iki oranında kaybetmediği gerekçesiyle maaşını kesti. Görener, tedavisinin sürdüğünü belirtip Yüksek Sağlık Kurulu’na itiraz etti ama sonuç değişmedi. 2007 başında Kartal İş Mahkemesi’nde dava açarak, birikmiş maaşlarını istedi ve 5 bini maddi, 50 bini manevi 55 bin YTL’lik tazminat talep etti.
Dava dilekçesinde, pankreas kanserinin insanlarda görülen en ağır ve en az yaşam süresi biçilen kanser türü olduğu vurgulandı.
Osman Görener davayı açtıktan dört ay sonra 49 yaşında hastanede hayatını kaybetti. Aile, açılan davayı devam ettirdi, yazışmalar bir yıl sürdü. Son olarak dosya, bilirkişi incelemesi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Adli Tıp’tan gelen ve 14 ay önce ölmüş davacıyı muayeneye çağrı yazıda aynen şöyle denildi: “Kişinin, Kurulumuz muayene günleri olan Pazartesi, Çarşamba, Cuma günlerinden birinde kimlik belgesi ve tüm tıbbi belgeleriyle birlikte saat 08.30’da Kurumumuzda hazır bulunacak şekilde muayeneye gönderilmesi.” Adli Tıp Kurumu, Hüseyin Üzmez hakkında verdiği skandal raporla da günlerce gündemde kalmıştı.
TIP DOKTORU VE HUKUKÇU YILDIZ ERTUĞ ÜNDER
Adalet duygusu zedeleniyor
Adli Tıp Kurumu’nda gündeme gelen bilim dışı ve usule aykırı işlemler yeni değil, tıp ve hukuk çevrelerinde bilinen ve çokça yakınılan bir konu. Usulsüz işlemlerin son dönemde sıkça kamuoyuna yansıyor olması vahametin arttığını gösteriyor. Türkiye’de alanında tek resmi bilirkişi kurumu olan Adli Tıp Kurumu, denetimini de kendisinin yaptığı sağlıklı olmayan bir işleyişe sahip. Bu olayda da bilirkişiliğin en önemli koşulu olan güvenilirliğin ve adalet duygusunun zedelendiğini görüyoruz.
30 Kasım 2008, Velfecr
Fakülte Dekanına Başörtüsü Protestosu
Van Hak ve Özgürlükler Platformu 117. hafta basın açıklaması eyleminde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesinde anneannesinin yanında…
Van Hak ve Özgürlükler Platformu 117. hafta basın açıklaması eyleminde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesinde anneannesinin yanında refakatçi olarak bulunan Ayfer SUSUZ ismindeki tesettürlü bir kadın fakülte dekanı Ahmet SEPİK tarafından hakarete maruz kalmasına sert tepki gösterildi.
Gecen hafta içinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesinde anneannesinin yanında refakatçi olarak bulunan Ayfer SUSUZ ismindeki tesettürlü bir kadın fakülte dekanı Ahmet SEPİK tarafından hakarete maruz kalmış ve hastaneden kovulmuştur.
Olay şu şekilde gelişmiştir. Hasta refakatçisi kadın önceden doktorlardan izin alarak refakatçi olarak bulunacağını belirtmiştir. Pazartesi günü hastane dekanı hastanın ve refakatçisinin bulunduğu odaya girince Ayfer SUSUZ’u tesettürlü olarak görmüş ve kendisine nahoş sözler sarf ederek sataşmada bulunmuştur. Sonra da yanında bulunan doktorlara dönerek “bunu burada görmek istemiyorum” diyerek doktorların refakatçiyi odadan çıkarmaları gerektiğini belirtmiştir. Doktor ise refakatçiye “dekanın kendisini burada görmek istemediğini” iletmiştir. Refakatçi ise “kıyafetinin doktoru ilgilendirmediğini, kendisinin hastanın yanında refakatçi olarak bulunduğunu ve hiçbir surette bu hakkının elinden alınamayacağını” belirtmiştir. İki gün sonra doktorlar tekrar viziteye geldiklerinde bu kez ismi Ata olan bir doktor dekanın refakatçinin hastaneyi terk etmesi yönündeki taleplerini yinelemiştir. Aradan 4-5 saat geçtikten sonra ise hasta genel cerrahi bölümüne sevk edilmiştir. Daha sonra ise refakatçi tarafından dekan hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.
Meydana gelen bu hak ihlalinden sonra refakatçi tesettürlü kadın Mazlumder Van Şubesine yazılı müracaatta bulunarak uğradığı haksızlığın giderilmesi için hukuki yardım talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Van YYÜ Araştırma Hastanesi dekanı Sayın Ahmet SEPİK ile görüşmek üzere dernek yönetimi tarafından yapılan randevu talebimiz ise reddedilmiştir. Yaşanan bu olay açık bir hak ihlalidir. Burada hem refakatçi kadının inanç özgürlüğü ihlal edilmiş hem de hastanın sağlık hakkı ihlal edilmiştir. Fakülte dekanını kınıyoruz.
30 Kasım 2008, Gündem
Sınırda şüpheli asker ölümü
Mardin’in Nusaybin ilçesinde sınır taburunda görev yapan 22 yaşındaki er Yusuf Arıcan, nöbet sırasında G-3 silahıyla intihar etti.
Nusaybin-Suriye sınırında yer alan Nusaybin 2. Piyade Hudut Tabur’unda görev yapan Piyade Er Yusuf Arıcan’ın girdiği bunalım sonucu hayatına son verdiği ileri sürüldü. G-3 piyade tüfeği ile başına ateş ederek intihar eden Arıcan, olay yerinde hayatını kaybetti. Arıcan’ın cesedi otopsi yapılmak üzere Nusaybin Devlet Hastanesi Morguna kaldırıldı. Otopsinin ardından Arıcan’ın cesedi toprağa verilmek üzere memleketi Rize’ye gönderilecek.
30 Kasım 2008, Hürriyet
Çöp istasyonunda bebek cesedi bulundu
Samsun’un Bafra ilçesindeki belediye çöplüğünde yeni doğmuş bebek cesedi bulundu.
Edinilen bilgiye göre, Bahçeler Mahallesi’nde belediyeye ait çöp istasyonunda görevli işçiler, dökülen çöpler arasındaki poşette bebek cesedi olduğunu fark etti.
Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine giden güvenlik güçleri, yeni doğduğu tahmin edilen kız bebeğin, boğulduktan sonra poşete konulduğunu tespit etti.
Yapılan incelemenin ardından ceset, otopsi yapılmak üzere Trabzon Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.
Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
30 Kasım 2008, Hürriyet
Liseli öğrenciler 3 gündür kayıp
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Yönetim Kurulu Üyesi Saffet Yurtsever’in 15 yaşındaki oğlu Muhammed Yusuf Yurtsever ile arkadaşları Resul Yaylacı ve Sami Taşkın’dan 3 gündür haber alınamıyor.
Baba Saffet Yurtsever, gazetecilere yaptığı açıklamada, Meram Anadolu Teknik Lisesi ikinci sınıf Bilişim Teknolojileri Bölümü’nde okuyan oğlu Muhammed Yusuf Yurtsever ve 2 sınıf arkadaşından 3 gündür haber alamadıklarını söyledi.
Oğulunun cuma günü okula gitmek üzere evden çıktığını ve aynı sınıftan iki arkadaşıyla Meram Anadolu Teknik Lisesinin önünde buluştuğunu anlatan Yurtsever, çocukların en son öğle saatlerinde Zafer civarında bir internet kafede görüldüklerini söyledi.
Durumu polise bildirdiklerini, Konya Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin aramalarına rağmen herhangi bilgiye ulaşılamadığını ifade eden Yurtsever, şunları kaydetti:
“Muhammed Yusuf ve diğer iki arkadaşı henüz 15 yaşındaydı. Birinin adı Resul Yaylacı, diğerinin adı ise Sami Taşkın olan iki çocuğun ailesi de en az bizim kadar endişeli. Çocuk polisi elinden geleni yapıyor. Ulaştığı her bilgiden bizi haberdar ediyor, ama henüz sonuç yok. Çocuk Polisi birimine ve Emniyet Teşkilatına teşekkür ediyorum. Duamız odur ki, başlarına kötü bir iş gelmeden bu çocuklar bulunur ve kim ya da kimler tarafından hangi amaçla kandırıldıkları ortaya çıkar.”
Baba Yurtsever, Muhammed Yusuf, Resul Yaylacı ve Sami Taşkın’ı gören ya da olduğu yeri bilenlerin polise bilgi vermesini istedi.
DÜNYA HABERLERİ
30 Kasım 2008, Milliyet
Afganistan’da 17 militan öldürüldü
Afganistan’ın güneydoğusunda ABD önderliğindeki ittifak güçleri ve Afgan askerlerinin 17 militanı öldürdüğü bildirildi.
Amerikan ordusundan yapılan açıklamada, militanların Paktia ve Kabil vilayetlerinde dün düzenlenen iki ayrı operasyonda öldürüldüğü belirtilerek, operasyonlarda 10 militanın da gözaltına alındığı kaydedildi.
Açıklamada, operasyonlarda güvenlik güçlerinin kayıp verip vermediği hakkında bilgi verilmedi.
Bu arada başkent Kabil’de bir patlama olduğu bildirildi.
Kent sakinleri, patlamanın nedeni ve herhangi bir kayba yol açtığına dair bilgileri olmadığını söyledi.
Özel bir televizyon kanalı ise kentin güneybatısında parlamento binasına giden yol üzerinde bir lise binasının karşısında meydana gelen patlamada ölen ya da yaralananlar olduğunu duyurdu.
30 Kasım 2008, Milliyet
Canlı yayına bağlandıktan 5 dakika sonra öldürüldü
Finans merkezi Mumbai’yi kan gölüne çeviren El Kaide bağlantılı saldırılarda ölen tek İngiliz olarak adı geçen milyoner işadamı Andreas Liveras (73), BBC televizyonuna bağlandıktan sonra vurularak öldürüldü.
Finans merkezi Mumbai’yi kan gölüne çeviren El Kaide bağlantılı saldırılarda ölen tek İngiliz olarak adı geçen milyoner işadamı Andreas Liveras (73), BBC televizyonuna bağlandıktan sonra vurularak öldürüldü.
1963 yılında Kıbrıs Rum Kesimi’nden İngiltere’ye iltica eden işadamı, fuar için gittiği Mumbai’de, yemekleriyle övgü alan Tac Mahal Otel’e, Hint körisi denemek için gittiği anlaşıldı.
BBC’ye bağlanıp, yaşadıklarını anlatan işadamının yakınları, Monaco’da yat kiralama şirketi olan Liveras’ın yaşadığına önce sevindi sonra gelen ölüm haberiyle de yıkıldı.
30 Kasım 2008, Milliyet
İran topçusunun Kandil bölgesini bombaladığı bildirildi
İran ordusunun, terör örgütleri PKK ve PJAK’ın barındığı Kandil Dağı bölgesini bombaladığı bildirildi.
Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin yetkilisi Cebbar Yaver, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, İran topçu birliklerinin, 29 Kasım 2008 akşam saatlerinden itibaren İran-Irak sınırındaki Pişder bölgesini ağır bombardıman altına aldığını ifade etti.
İran topçusunun sabah saatlerinde ise Piştaşan Razga Maradu bölgelerini bombalamaya başladığını kaydeden Yaver, bombardımanın sürdüğünü söyledi.
Öte yandan bombardımanın başlaması üzerine yöre sakinlerinin daha güvenli bölgelere kaçmaya başladığı öğrenildi.
30 Kasım 2008, Zaman
Pakistan’da çatışma: 13 ölü
Pakistan’ın en büyük kenti Karaçi’de rakip Urdu ve Peştun grupları arasında çıkan çatışmalarda 13 kişinin öldüğü bildirildi.
Karaçi Emniyet Müdürü Vasim Ahmed, çatışmalarda yaklaşık 50 kişinin de yaralandığını belirterek, polise ortalığı karıştıranları vurma emri verildiğini kaydetti.
Karaçi’de dün başlayan ve bugün de devam eden olaylarda rakip grupların kentin farklı yerlerinde dükkanlara saldırdığı, araçları yaktığı, olaylarla ilgili olarak 100 kişinin gözaltına alındığı açıklandı.
Pakistan’ın ticari merkezi olan ve ülkenin en büyük limanının bulunduğu Karaçi’deki gerilimin, Urdu toplumu liderlerinin, çoğu Peştun olan Taliban militanlarının kentte etkinliklerini artırmaya başladıklarını söylemesi üzerine çıktığı belirtiliyor.
30 Kasım 2008, Yeni Şafak
Nijerya’da 300 Müslüman öldü
ABUJA (İHA)
Nijerya’nın Plateau eyaletinin başşehri Jos’ta Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki şiddetli çatışmalarda en az 300 Müslüman hayatını kaybetti.
Şehir merkezindeki caminin imamı Şeyh Halid Ebubekir, dün Müslümanlara ait en az 300 cesedin camiye getirildiğini ifade etti. Hıristiyanlar arasında da ağır kayıplar olduğu ifade ediliyor. Nijerya Kızılhaç’ı 10 bin kadar kişinin çatışmalardan dolayı bölgeden ayrıldığını bildirdi.
Jos eskiden beri yerli Hıristiyanlarla Müslüman yerleşimciler arasında şiddetli çatışmalara sahne oluyor. Cami ve kiliselerle çoğu bina çatışmalardan dolayı yerle bir olmuş halde.
Polis, çatışmalardan dolayı 24 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan etti. Askerlere de sokakta gördüklerine ateş açma yetkisi verildi. Şehre yoğun askeri takviye yapılıyor.
30 Kasım 2008, 8 Sutun
Mısır açmıyor, Suudlar vize vermiyor
Mısır’ın sınır kapılarını açmaması, S. Arabistan’ın da vize vermemesi Gazzeli hacı adaylarının ümidlerini tüketti.
Suudi Arabistan ve Mısır’ın, Gazze’deki hacı adaylarının hac ibadetlerini yapabilmeleri için kolaylık sağlanacağının açıklanmasına rağmen hala bir iyileştirme sağlanmadı. Hacı adayları Mısır ve Suud’dan gelecek müjdeli haberi bekliyor.
İsra Haber Gazze temsilcisi Nureddin İslam, Hamas’ın Gazzeli hacılara engel olduğu yönündeki haberlerin kamuoyunu yanıltmayı hedeflediğine işaretle “Hacıları engelleyen Hamas değil Mısır, Suudi Arabistan ve Ramallah İdaresidir” dedi.
İslam, Gazzeli hacı adaylarının hac ibadeti için Gazze’den çıkamamalarının sorumlusunun ne Hamas ne de Filistin Hükümeti olduğunu söyledi. İslam, Suudi Arabistan’ın Gazze’deki hacı adayları için vize göndermediğini, Mısır’ın da sınır kapılarını açmadığını, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın ise Gazze’deki hacı adaylarının hepsinin değil sadece Gazze’deki kendi taraftarlarının Hacca gitmesi için çalıştığını açıkladı.
Diğer yandan Filistin İçişleri Bakanlığı, Mısır tarafından sınır kapısının açılacağı hakkında ellerine bir kararın ulaşmadığını bildirirken Filistin Evkaf bakanlığı da Suudi Arabistan’ın hala vizeleri vermediğini belirtti.
İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İhab Gassin, hacı adayları ile ilgili krizin son bulması için Suudi Arabistan’ın Filistin Evkaf bakanlığı ile ilişkiye girmediğini, hacı adaylarının hac farizalarını yerine getirebilmeleri için acilen sınır kapılarının açılması ve vizelerin gönderilmesi gerektiğini bildirdi.
Gassin, Abbas’ın sadece kendi taraftarlarının hacca gidebilmesi için Gazze’deki hacı adaylarının isimlerini çıkararak, kendi taraftarlarının isimlerini kaydettiğini belirtti.
Abbas’ın bu adımına karşın Filistin Başbakanı İsmail Heniyye’nin, her iki tarafın da kayıt yaptırdığı hacı adaylarının hacca gönderilmesi için çalıştığı bilinmektedir
30 Kasım 2008, Hürriyet
Tayland’da bombalı saldırı: 51 yaralı
Tayland’da hükümete karşı gösteri düzenleyen muhaliflerin bulunduğu yerlere yapılan bombalı saldırılarda 51 gösterici yaralandı.
İlk patlama muhalif göstericilerin ağustostan bu yana işgal altında tuttukları, Başbakanlık konutunun bulunduğu alanda meydana geldi. Göstericilerin bahçede kurdukları bir çadırın üzerine düşen dinamitin patlaması sonucu 49 gösterici yaralandı. Sağlık görevlileri, yaralılardan 9′unun hastaneye kaldırıldığını, bunlardan 4′ünün durumunun ağır olduğunu belirtti.
İlk saldırıdan 20 dakika sonra muhalif bir televizyon istasyonunda iki patlama meydana geldi, ancak yaralanan olmadı. Şafaktan hemen önce, yerel Dun Muang havaalanının ana girişinin yanında meydana gelen patlamada ise 2 kişi yaralandı.
Saldırıların sorumluluğunu üstlenen olmadı, ancak göstericiler hükümeti suçladı. Bu arada hükümet yanlısı bir grubun başkent Bangkok’un merkezinde bugün öğleden sonra düzenlemesi beklenen gösteri öncesinde gerilimin tırmandığı belirtildi.
MAZLUMDER HABERLERİ
30 Kasım 2008, Yeni Asya
Başörtüsüne Özgürlük” talebi 189. haftasında
Kocaelİ İnanç Özgürlüğü Platformu 189. haftasına giren “Başörtüsüne Özgürlük” eylemini gerçekleştirdi.
İzmit Sabri Yalım Parkı İnsan Hakları Anıtında gerçekleşti-rilen eylemde yapılan basın açıklamasında, Anayasa Mahkemesinin başörtüsü düzenlemesi ile verdiği karar hatırlatılarak, “Başörtüsüyle ilgili bir yasak, Anayasa Mahkemesi kararıyla konamayacağı gibi, anayasa ve kanunlarla da temellendirilemez. Zira, kişilerin dilediği kutsala inanma hakkı olduğu gibi, bu dinin gerekliliklerini de yerine getirme hakkı ve özgürlüğü vardır. Ve bu haklar evrensel insan hakları olarak kabul edilmiştir. Bu çerçevede özellikle başörtüsü Allah’ın bir emri olup Müslüman bir bayan için namaz, oruç gibi bir dinî vecibedir” denildi. Açıklamada, bu temel hakkın akla, mantığa sığmayan gerekçeler ve dayatmalarla ihlâl edilemeyeceği, asıl sorgulanması, yargılanması ve yasaklanması gerekenin bu uygulamalar olduğu belirtildi. Eyleme Anadolu Gençlik Derneği, Kocaeli Üniversitesi Gençlik Komisyonu da destek verdi. Eylemde gazetemiz karikatüristi İbrahim Özdabak imzalı karikatürler pankart olarak kullanıldı. Konya İnanç Özgürlüğü Platformu “Başörtüsüne Özgürlük” eyleminin 64′üncüsünü, Sakarya İnanç Özgürlüğü Platformu ise 169′uncu eylemini gerçekleştirdi. Kocaeli / Yeni Asya
30 Kasım 2008, Vakit
CHP samimi olsun
Yurdun çeşitli yerlerinde düzenlenen eylemlerle, başörtüsü yasağı protesto edildi.
Sakarya, Ankara, Konya, Van ve Akyazı’da gerçekleştirilen eylemlerde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başörtüsüne karşı takındığı tavır eleştirildi.
Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 169. eylemini gerçekleştirdi. Protesto eyleminde, CHP’nin, çarşaflı ve türbanlı bayanlara 6 oklu rozet takarak bir çelişkiye daha imza attığı söylendi. Eylemde Sakarya Adalet Girişimi adına konuşma yapan Yusuf Arslan, “Ana muhalefet partisi genel başkanına soruyoruz: Başörtülü kızların üniversiteye girmesini engellemek için, üniversitelerde kıyafet serbestliğini sağlayacak Anayasa Değişikliği’ni Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal ettirirken… Çankaya’ya hanımı başörtülü bir Cumhurbaşkanı çıkmasın diye “367 şartı”nı ortaya atarken, “Kendinizi hangi hale dönüşmüş” hissediyordunuz?” diye sordu.
CHP’NİN TUTUMU İNANDIRICI DEĞİL
Van’da, Van Hak ve Özgürlükler Platformu bileşenleri olan Anadolu Gençlik Derneği, Gökkuşağı Derneği, İnsan-Der, Erdem-Der, Memur-Sen, Mazlum-Der, VİMDER ve Umut Işığı Derneği’nin desteklediği eylemde de, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde önceki gün hasta yakını Ayfer Susuz’un inancı gereği taktığı başörtüsünden dolayı hakarete maruz kalması eleştirildi. Grup adına açıklama yapan Mazlum-Der Van Şube Başkanı Av. Abdulbasit Bildirici, “Hem refakatçi kadının inanç özgürlüğü ihlal edilmiş, hem de hastanın sağlık hakkı ihlal edilmiştir. Fakülte dekanını kınıyoruz” dedi. Akyazı Başörtüsüne Özgürlük Platformu tarafından 95.’si düzenlenen eylemde konuşan İrfan Alemdar; “Dün, değil çarşaflı kadınlarımıza, başörtülülere dahi tahammül edemeyip ‘Başörtüsü yasaklansın’ diye AYM’ye başvuranlar, bugün politika uğruna çarşaflı ve başörtülü kadınlarımıza saygı duyduklarını kendileri ifade etmektedirler. Bu ifadelerin samimi olduğunu görmeyi umuyoruz” dedi.
Konya İnanç Özgürlükleri Platformu’nun her Cumartesi sürdürdüğü basın açıklamaları da, 64. haftayı geride bıraktı. Platform adına konuşmayı Heda-Der’den Ahmet Yılmaz yaptı. Yılmaz, son günlerde başörtüsü üzerinden oy avcılığı yapıldığını belirterek, “Tarihsel süreç içerisinde siyasi iktidarlar ya gerçekten samimi olarak inançlara ve müntesiplerine saygılı davranmış, ya da inanç ve özgürlükleri kendi siyasal iktidarlarının bekası için rant malzemesi olarak kullanmışlardır. Ancak Sünnetullah kimsenin kalbindekini gizli bırakmamış ve tarihsel süreç samimi olanları da samimiyetsizleri de ortaya çıkarmıştır” dedi. Ankara’da ise İnanç Platformu adına konuşan Muhittin Özdemir, CHP’nin yasakçı ve özgürlük düşmanı zihniyete sahip olduğunu belirterek, “CHP, öğrenime katkı için belediyelerin verdiği öğrenci burslarını da Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru ile iptal ettirerek, ihtiyaç sahibi öğrencileri sıkıntıya sokmuştur” dedi.
30 Kasım 2008, Velfecr
Adil Düzen Kuruluncaya Kadar
Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu İzmit Sabri Yalım parkı insan hakları anıtı önünde saat 12:30 da 189. Haftasına giren “Başörtüsüne Özgürlük” eylemini gerçekleştirdi.
Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu İzmit Sabri Yalım parkı insan hakları anıtı önünde saat 12:30 da 189. Haftasına giren “Başörtüsüne Özgürlük” eylemini gerçekleştirdi. Eyleme AGD (Anadolu Gençlik Derneği) Kocaeli Üniversitesi Gençlik Komüsyonu’da destek verdi. Eylemde platform adına basın açıklamasını AGD (Anadolu Gençlik Derneği) Kocaeli Üniversitesi Gençlik Komüsyonu Başkanı Ömer Faruk YAZICI yaptı.
Basın açıklaması metni:
Değerli Basın mensupları öncelikle basın açıklamamıza iştiraklerinizden ve bu konuya olan duyarlılığımızdan ötürü sizlere teşekkür ediyoruz.
Çok kıymetli basın mensupları ve başörtüsü zulmünü kendisine dert edinen kıymetli kardeşlerim;
Bugün, bir takım uydurma nedenlerle başlatılmış olan ve uzun yıllardır kamu kurumlarında, öğretim kurumlarında ve sınavlarda zorbaca uygulanmaya devam eden fiili başörtüsü yasağını kınamak ve bu yasak karşısındaki dik duruşumuzu ortaya koymak için Kocaeli Üniversiteli öğrenciler olarak toplanmış bulunmaktayız.
Hepimizin çok iyi bildiği gibi aylar önce, ülkemizde fiili olarak devam eden başörtüsü yasağı uygulamasına, sadece üniversitelerde özgürlük getiren bir anayasal düzenleme yapılarak halkımızın büyük beklenti içerisinde olduğu bu meseleye kısmende olsa cevap verilmeye çalışılmıştır.
Esasen başörtüsüyle ilgili bir yasak, anayasa mahkemesi kararıyla konamayacağı gibi, anayasa ve kanunlarla da temellendirilemez.Zira, kişilerin dilediği kutsala inanma hakkı olduğu gibi, bu dinin gerekliliklerini de yerine getirme hakkı ve özgürlüğü vardır.Ve bu haklar evrensel insan hakları olarak kabul edilmiştir.Bu çerçevede özellikle başörtüsü ALLAH’IN bir emri olup Müslüman bir bayan için namaz, oruç gibi bir dini vecibedir.
İşte bu sebeptendir ki; bu temel hakkın, akla mantığa sığmayan gerekçelerle ve dayatmalarla ihlal edilemez, asıl sorgulanması, yargılanması ve yasaklanması gereken bu uygulamalardır.
Kamusal alan özel alan ayırımlarıyla veya idarenin tarafsızlığı argümanlarıyla da bu yasağa, hukuka dayanan bir zemin temin edilemez.Güya laikliği koruma adına uygulanan bu yasak esasında laikliğe de aykırıdır.Kendisini demokratik olarak lanse eden bir ülkenin böylesi bir hakka sınırlama getirmesi iste düşünülemez.
Bu haksız uygulama beraberinde başka ihlallere de kapı açmıştır.Bu dayatmalara maruz kalan bir kısım başörtülü ülke evladı yurt dışında eğitim görmek zorunda kalırken, yine bir kısım hanım kardeşlerimiz de bu uygulamalar neticesinde eğitim öğretimini yarıda bırakmaya itilmiş, eğitim hakkından mahrum bırakılmışlardır.Dolayısıyla bu uygulama, insani değerlerden çok uzak bir davranışın ve apaçık bir zulmün göstergesidir.
Sayın basın mensupları
Bugün adını hürmetle andığımız milli mücadele şehitlerimizi hatırlayın.O aziz şehitler adına bu toprağın bağrına düşmüşlerdi.Hani ciğer paresinin başını kınalayıp oğul, seni ALLAH’ a kurban adıyorum eğer geri dönersen sütüm sana helal değildir diyen anaları haturlayın.Onlar başörtülü değiller miydi? Edebiyat kürsülerinde adına nutuklar dizdiğimiz kahraman annemiz Nene Hatun, hangi mana için zulme karşı kıyam etmişti.600 yıl dünyaya adalet ve nizam getirmiş olan Osmanlının evlatları olarak bizler, İslam’ın öz vatanında, batıya yaranmak adına gayri Müslimlere bile inançlarını yaşamaları serbest bırakılırken İslam’ın garip bırakılışını ve Müslüman halka yapılan bu zulümleri içimize sindiremiyoruz.
Değerli basın mensupları, ve başörtüsüne gönül vermiş kardeşlerim…
Ancak bizler, ekonomik buhranların, sosyal bunalımların, zulmün ve gözyaşının güngeçtikçe ülkemiz ve dünyayı kuşattığı böyle bir tarihi süreç içerisinde; temelinde adil bir paylaşımın, huzurun, adaletin yer alacağı, Yaşanabilir bir TÜRKİYE’ yi, Yeniden Büyük Türkiye’yi ve Yeni bir Dünyayı kurmak üzere çalışan yeni saadet sarayının inşasında görev alan ve de bütün bunları gerçekleştirecek ruha, potansiyele, mayaya, lidere ve inanca sahip olan Anadolu Gençliği olarak,
Yapılan hiçbir zulme hiçbir zaman kayıtsız kalmadık ve bundan sonrada kalmayacağız.
Son olarak en başından beri vurguladığımız şeyi bir kez daha tekrarlıyoruz.Başörtüsü her alanda hiçbir şart ileri sürülmeden bu zamana kadar yaşanan mağduriyetler de giderilerek serbest bırakılmalıdır.
Bizleri güdülemeye hazır koyunlar olarak görenler karşılarında susan ve statükoya teslim olmuş Müslümanlar bulacağını zannedenler, bilsinler ki sadece Türkiye’ de değil bütün dünyada hiçbir zulüm kalmayıncaya ve yeniden ADİL BİR DÜZEN kuruluncaya kadar bütün insanlık için çalışacağız ve inşallah sonunda da mutlak zafere ulaşacağız. Biz Üniversite öğrenciler olarak söz veriyoruz, söz veriyoruz, söz veriyoruz…
Bu duygu ve düşüncelerimizi, tüm kamuoyuna siz basın mensupları aracılığıyla bir kez daha haykırıyor, katılımınız için hepinize teşekkür ediyoruz.
KOCAELİ İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA
Anadolu Gençlik Derneği Kocaeli Şubesi Üniversite Başkanı
Ömer.Faruk YAZICI
30 Kasım 2008, Velfecr
Fakülte Dekanına Başörtüsü Protestosu
Van Hak ve Özgürlükler Platformu 117. hafta basın açıklaması eyleminde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesinde anneannesinin yanında…
Van Hak ve Özgürlükler Platformu 117. hafta basın açıklaması eyleminde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesinde anneannesinin yanında refakatçi olarak bulunan Ayfer SUSUZ ismindeki tesettürlü bir kadın fakülte dekanı Ahmet SEPİK tarafından hakarete maruz kalmasına sert tepki gösterildi.
kaynak:http://www.mazlumder.org/haber_detay.asp?haberID=3338
gerçekler kategorisinde yayınlandı | Etiketler insan hakları, mazlumder | » yorum bırak;
VASİYETİ
1- Bu vasiyet çoluk-çocuğumun ve şahsi yakınlarımın dar ve hususi kadrosundan ziyade,onların da içinde olduğu geniş ve umumi zümreyi muhatap tutuyor.Başta gerçek Türk’ün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert,kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes…Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa,Hesap Gününde tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslam davasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese…
2- Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum.Bu bahiste bütün eserlerim,her kelime,cümle,mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz “Allah ve Resulü;başka herşey hiç ve batıl”demekten ibarettir.
3- “Büyük Doğu Yayınları” kitabevi kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali,dikkatsiz ve ciddiyetsiz,hürmet ve haşyetten mahrum ve ne varsa -isterse nokta veya virgül olsun-onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu,bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum.İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler,virgül oynatmaktan bile çekinirler.İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise,çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı,herbirinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir: “Koca Hz.Ömer bile Allahın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabilerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir.Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuşmudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır.”
Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu:İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil;sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan,yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim…Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise,mirascılarımın ve manevi mirasçım gençliğin…Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerimin üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse,tezgahını başına yıkınız!
En büyük korkularımdan biri,nice müellifin başına geldiği gibi,ölümümden sonraki tahriflerdir.
4-Beni,ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi,İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada,umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım:
1935 yılında,Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum.Bu yazı,kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak,zamanenin bize aykırı,meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslami tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar,kalem istediler ve üstüne öz elleriyle “altın ile yazılacak yazı”buyurdular. İşte hususi zarfında duran bu kesilmiş makaleyi,bütün eserlerimin tasdiknamesiolarak kefenime iliştirsinler…
5-Nasıl,nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir.Fakat imkan aleminde en küçük pay bulundukça,biricik dileğim Ankara’da Bağlum nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın…
6-Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum… Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum…Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna…
7-Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın…Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve “bid’at” belirtici hiçbirşey!… Başucumda ne nutuk,ne şamata, ne medh,ne şu,ne bu…Sadece Fatiha ve Kur’an…
8-Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak…Mevlid de istemem!… Onu,uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur’an…
9-Şimdi sıra en büyük dileğimde…Müslümanlardan,Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa,şunları istiyorum: Her ferdin,herhengi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın,benim için “Necip Fazıl’ın kaza borcuna karşılık” niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması… Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
Her ferdin,en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi…70 bine dolması lazım…Bir de,üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri…
Ölünceye dek,üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını,nereye,hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. “Şey’en lillah”tabiriyle bana Allah için birşey veriniz!Yardımınızı esirgemeyiniz!
10-Allahı,Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!… Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!
11-Benide Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!
AKTÜEL kategorisinde yayınlandı | Etiketler necip fazıl, necip fazıl kısakürek, necip fazıl sözleri, vasiyet | » yorum bırak;
seçim yakalşıyor malumunuz..
parti başkanları için yada seçim çalışmalrı için türkiyede farklı bir uygulama başladı diyemeyiz ama birilerinin seçim nöbetleri yaşadıgı malum bu günlerde.baş örtüsü konusunda saçma sapan tezlerini savunmaktan geri kalmayan baykal bir yangın dır gidiyor sanki tüm türkiyenın başörtülülerini kucaklayacak gibi bırak kucaklamayı parti nufusuna geçirmeye başladı olayı okadar abarttıki seçim sıtması tutmuş gibi çarşaflıları bagrına bsamaya başladı.
safsatanın bu kadar olacagını asla tahmın etmezdim..acaba baykal tayyip erdoganın veliahtlıgını almayamı çalışıyor yada gerçekten başörtüsü konusunda değişklikmi var parti tabanında…
sanmıyorum….
sadece egosunu tatmın etemye çalıştıgını düşünüyorum yaşanan onca şeye ragmen baykalın bu şekilde davramnasını seçim budalalıgı olarak düşünüyorum…..
AKTÜEL kategorisinde yayınlandı | Etiketler deniz baykal | » yorum bırak;
Tam 12 yıl önce BM güçlerinin güvence vermesi ile silah bırakan 8 bin Srebrenitsalı müslüman, Sırpların hunharca katliamına maruz kaldı. Bugün 30 bin Bosnalı ölen yakınlarının mezarlarının başında bu acı ve utanç dolu günü bir kez daha gözyaşlarıyla andı.
Bosna’da Srebrenitza’daki soykırımın 12. yıldönümünde 465 kişinin cesedi daha toprağa veriliyor. Şiddetli yağmura rağmen 30 bin kadar kişinin Srebrenitza’ya geldiği bildirildi. Srebrenitza Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç, defin dolayısıyla yapılan törende yaptığı konuşmada, “Yağmur bizim üzüntümüzü yansıtıyor. Gökler de ölülerimizin yasını tutuyor” dedi. Bölgede halen yeni toplu mezarlar bulunuyor.
7 den 77 ye iNSANLAR
Yeni defnedilecek olan naaşların, yaşları 13′le 77 arasındaki erkeklere ait olduğu kaydedildi. Soykırımda ölenlerin bedenleri toplu mezarlara gömülmüş fakat Sırplar, çoğu toplu mezarı daha sonra ortadan kaldırmıştı.
Uncategorized kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Prefosör Üstün Dökmen "Hayvan dergisinde yayýnlanan röportajýnda, "Yere düþen ekmeðin üstüne basan insan görmedim ama yere düþen insaný tekmeleyen çok kiþi gördüm" diyor… Saygýlý olmaktaki kusurlarý þöyle anlatýyor Birbirimize saygýlý olma konusunda 3 tip temel hatamýz var… Avrupa' da yaþayan vatandaþýmýz, orada yerlere çöp atmýyor ama Kapýkule' den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya baþlýyor. Niye burada böyle yapýyorsun, diye sorulduðunda, herkes böyle yapýyor, diyor. - Kendi fikri olmayan insanýn, durumuna göre hakaret etmesidir bu.- Ýkinci hatamýz, Adama göre davranmamýz: Karþýmýzdaki adam iri yarýysa "Buyur abi" diyoruz, ufak tefekse, Ne var lan!" diyoruz Oysa ki, insanlarýn onuru birbirine eþittir. - Üçüncü hata, Keyfimize göre davranmak: Keyfimiz yerindeyse eve girerken "Merhaba millet" diyoruz, Deðilse surat asýyoruz. Oysa, keyfimiz yerinde olsun olmasýn tüm insanlara saygýlý davranmak zorundayýz, Diyorum ki, Yerdeki ekmeðe saygýlý olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz, ayaðýyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara. Ekmek nimettir kabul,Peki insan nedir ?
AKTÜEL kategorisinde yayınlandı | Etiketler üstün dökmen, seyyahi mecnun | » yorum bırak;
bu ilginç yazıyı düşünce özgürlüğüne sıgınarak paylaşmak istiyorum…
Mustafa Kemal, Selanik’te değil de Musul’da doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşı’nı Türklerle ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını “Kürdiye Cumhuriyeti” koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla “Atakürt” adını alsaydı…
Kürdiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına “Kürt” deneceği için hepimiz “Kürt” sayılsaydık, Taksim’e, Kadıköy’e, Kızılay Meydanı’na, Kordon’a “Ne mutlu Kürdüm diyene” pankartları asılsaydı…
“Kürdiye’de” Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında “deniz Kürdü” oldukları iddia edilseydi…
Kürtlerin “yedi bin yıllık” bir tarihi bulunduğunu, Anadolu’nun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlıdaki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık…
Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı…
Romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık…
Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı…
“Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var” dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, “özel timler” bizim “Kürdiye Cumhuriyeti’ni” parçalamak isteyen “ayrılıkçılar olmamızdan” kuşkulanıp hepimize sürekli “suçlu” muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı…
Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı “Türk teröristlere” yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, Diyarbakır’a, Hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık…
Biz Türkler buna razı olur muyduk, “işte hepiniz Kürdiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz” sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin “eşit” vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
Bu ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları var ve tarih “Türk” çizgisinden yürümüş, bugün bizim “Türk” olarak kabul edemeyeceklerimizi Kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
Türkiye’nin bu kanlı karmaşadan “demokrasiyle” ve Kürt vatandaşların “kimliklerinin” kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- Nedir demokratik çözüm, nedir Kürt kimliği?
Biz Türkler, bir “Kürdiye Cumhuriyeti’nde” yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün Kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
Kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?
Değmez diyenler “demokrasi” istiyor işte.
Demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?
AKTÜEL, gerçekler, haberinizolsun kategorisinde yayınlandı | Etiketler atatürk, kürt | » yorum bırak;
YILMAZ ODABAŞININ ODA TV DE YAYANLANAN YAZILARINDAN
İmajlara yaslanmadan yazı ile, -muhtevayla, anlamla- doğru okunmanın, doğru anlaşılmanın giderek olanaksızlaştığı bir süreci yaşıyoruz.Bütün değerlerin içeriğinden yalıtıldığı, bilincin belirlenmiş sınırlarının dışındaki her tür sivil ifade biçiminin yoksayıldığı, pek çok kavramın ideolojik tercihin manipüle edildiği bu sosyo-kültürel evrenin “sözün düşüşü”nü de beraberinde getirdiği, sözün ve derinliğin yığınlar tarafından çoğu zaman bir tür karmaşa, uğultu biçiminde algılanmasını sağladığı bir dönemi yaşıyoruz.
Üstelik bu dönemde biz daha “Mapusun önünde üç ağaç” dinliyoruz;roysa otuz yıl öncenin bu türküsünün artık 2008 dünyasında pek karşılığı yok.Zira bütün cezaevleri artık F tipi, E tipi ve oralarda ağaç dikmek -incir dahil- yasak.
Biz hala “Kara tren gecikir belki hiç gelmez,” diye başlayan türküler dinliyoruz.Artık kara tren gecikmez; zira metrolar, tramvaylar dakik bu çağda.
Kulaklarımızı yeni şarkılara, yüzlerimizi çağdaş dünyaya, kalememizi ve sözlerimizi bilimi, hümanizmi kuşanmış yeni pencerelere açmamız gerek.Türkiye’de bunun pek olanaklı olmaması, söz ile süren, anlaşılmak kaygısı ve çabasıyla süren ısrarımızı gölgeleyemeyecektir.Örneğin, genel anlamda “inanç, ibadet ve ifade özgürlüğü” bile dediğimizde, bü ülkede bir yazı adamının karşısına kırk kişi dikilip, “sen benim inancımı mı kastettin hıı?” diyen bir fanatizm ve şiddet karşısında, ülkücü mafyasından internet cafelerde kafatascılık adına yorumlar yazıp web siteleri hackleyen yirmi yaşlarında duygusuz, sevgisiz “robot” çocukları korumaya çalışmak için de konuşmak!Sözün gücüne hala inanmak…
Benim altı yıl süren münzeviliğimden sonra kararım:SÖZÜN GÜCÜNE İNANMAYA DEVAM ETMEK.Her tür manipülasyona, kuşatmaya rağmen bu soylu tercihi yeniden sınamak…
———
Bugün bir internet televizyonuna KÜRT RÖNESANSI NEDEN GERÇEKLEŞMEDİ? konulu bir sesli beyan verdim.Sadece dağlarda patlayan namluların ışıltısını rönesans olarak algılamayacak kadar olğunlaştığımızı bilmek istiyorum.Bu patinaj yaşayan bu soruna dair kaygılarımı ve halklarımızın ortak acılarını anlamanın hala hepimize düşen anlamlı bir sorumluluk olduğuna inanarak söylediklerimin, yine bölgede bazı okurlarım, dostlarım tarafından gereği gibi anlaşılmayacağını biliyorum.
Onlar “Kürt sorunu çözülmelidir” diyen bir nakaratı sürdürmemezi değil, bir objektif uzaklıktan konuşmamızı hoşgörebilecek bir algı ve bilinç olgunluğuna ulaşıncaya kadar bizler belki “hain” olmaya devam edeceğiz.
Onlar bir aydının sorumluluğunun PKK adına veya savaşan, şiddet kullanan güçler adına-buna devlet terörü dahildir- değil, sivil insanlar adına, barış adına, silahsızlanma, sivilleşme adına konuşmasının zaruri olduğunu anlayıncaya kadar biz hem devlet hem PKK tarafından belki daha uzun yıllar hain sayılmaya devam edeceğiz. ..
Bu sesli beyanım, ilginizi çekecekse, lütfen aşağıdaki linke tıklayın.Bu mesajı
bugün değil, daha sonra okuyacaklar ise www.odatv.com adlı sitenin arama butonuna ad ve soyadımı yazarak bu yıl bu siteye verdiğim bütün sesli beyanlarımı dinleyebilirler.
http://www.odatv.com/index.php?id=14088
Sizlere selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Yılmaz ODABAŞI
AKTÜEL, şiir kategorisinde yayınlandı | Etiketler AKTÜEL, yılmaz odabaşı | » yorum bırak;
bu adamı ilk gördüğümde gerçeketen kemalist zannetmiştim. aslında ne oldugu pek önemli değil ama sesi kesilene kadar katıldıgı programda kemalizmi yalayıp yutmuş ama sanki onu konuşturmuyorlar gibi bagırıp çagıran avazı çıktıgı kadar bagıran bı egoist adam aslında ne oldugu belli değilmiş.sözde vatanseveri görün iştehaber ayrıntıalrı ilgimi çekti..samayolu haberde detayını bulabilir.işte bu yalçın küçüğ’ün gerçek yüzünü görebilirsiniz….
Samanyolu haber sözde Atatürkçü ve sözde ulusalcı Yalçın Küçük’ün gerçek yüzünü fotoğraflar ve kendi yazdığı kitaplardan yapılan alıntılarla bir süre önce deşifre etmişti. Gerçeklerin ortaya çıkmasından bu yana ortalarda görünmeyen Yalçın Küçük’ün PKK ile ilişkisini gösteren yeni deliller ortaya çıktı. Kanal 7 Anahaber Bülteni’nde yayınlanan görüntülerde Küçük Almanya’da terör örgütü PKK yandaşları tarafından organize edilen bir programda PKK’ya ve teröristlere methiyeler düzüyor.
Hangisi gerçek Yalçın Küçük. Ekranlarda Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına methiyeler düzen mi?
Yoksa Almanya’da Türkiye’ye on yıllardır kan kusturan terör örgütünün toplantısında militanlarına methiyeler düzen kişi mi?
Durmaksızın Ulusalcılıktan bahseden ve Türkiye’deki Türk Milliyetçisi unsurların tasfiye edildiğini savunan Yalçın Küçük mü?
Yoksa dağda Mehmetçik’e kurşun sıkan; asker, polis, bebek katili teröristleri kutsayan kişi mi?
gerçekler, haberinizolsun kategorisinde yayınlandı | Etiketler samanyoluhaber, seyyahimecnun, yalçın küçük | » yorum bırak;



